Bu site senin bildiğin kokuşmuş yazılımları ve popüler olup olabildiğince kötü olan oyuncaklardan uzaktır. Sitemi Hugo ile inşa ettim ve bu yazıyı da o aşağıdaki metotlara göre yazdım.
Biliyorum, aklından geçeni Niye Wordpress kurmadın. Ben sürekli teknik borçlarla ve önümü göremediğim oyuncaklara sitemi emanet edemem. Yarın bir gün ilk güncellemede patlayacak sisteme bırak siteyi, ona kendi sırlarımı bile emanet etmem ve gerçekten de öyle.
Ön Hazırlık
Bu içeriği yazmadan önce Canva‘da öne çıkan görsellerimi ayarladığım bir çalışma var ve adı blog-öne‘dir. Boşuna arama sır gibi saklıdır. O görselin ebadı 1176x474’tür. O görseller için kullandığım yazı tipiyse Sigmar One‘dır. Oldukça güzel ve o yazı tipini yanılmıyorsam, SuperTuxKart oyununda gördüm ve hoşuma gitti. Canva‘da olduğunu görünce kaçırmak istemedim. Hemen tepesine çöktüm.
Resim işi bittiğine göre, yazıları yazmadan önceki son hazırlığım, site yazıları content dizinindeki post dizininde tutuyor. Ben önceki yazının klasörünü kopyalayıp yapıştırıyorum. Yazımı yazacağım konunun slug yani tarayıcıdaki adres çubuğunda gözükecek kısımları ayarlıyorum. Sonra onu kopyalayıp o klasörü açıp öne çıkan görselimin kullanacağı adı ayarlıyorum. Canva’daki görseli direktman o konuma çıkartıyorum. Böylece fazladan kopyalama işleminden kaçınmış oluyorum.
Yazma Saati
Evet, geleyim en güzel kısma. Yazmaya başlamadan önce o kopyaladığım slug adresini index.md dosyası içerisinde düzenliyorum. Başlığı elle yeniden yazıyorum. Sonra tarihi, açıklamayı, kategoriyi ve son olarak etiketi düzenliyorum. Böylece düzenleme macerası bitiyor.
Yazmadan önce, biraz daha düşünüyorum. Açıkçası düşünme sürem öyle saatlerce değil. Çoğu yazıda plan yok, bam bam yazıyorum. Her şey spontane gelişiyor. Bazen başlıklarda saçmalıyorsam, bu kusura bakmayın ama böyle. Yazıları Ghostwriter ve A4Tech Multimedia Keyboard markası ile yazdığım için, oldukça hızlıdır. Windows kullanıyorum diye, Hugo kullanmam yasak değil.
Yazma saati ise yaklaşık 30 dakika sürüyor ama yazıya göre değişiklik gösterebilir. Yine de bu süre ortalamadır. Yazıları yazınca veya merak edip bakmak istersem, Powershell’i açarım. Oraya;
cd "AyhanHUB" yazarım sonra hugo server yazarım. Site emrime amade olur.
Yazı Bitti
Saçmalamama rağmen, derdimi anlattım bitirdim diyeyim. O üstteki komutlu PowerShell komutumu CTRL+C ile durdururum. Powershell’i kapatarak zaman kaybetmenin bir anlamı yok. Çünkü o cd komutunu yeniden yazacaksın, aslında komutları sürekli yazmıyorum. Yukarı ok tuşu ile seçiyorum. Yazı sonrası o komut ekranında hugo build yazıyorum veya bulup enter yapıyorum.
Sistem siteyi derliyor. Sonra, Floorp‘u açıp Netlify panelime giriyorum. Paneli açıp bırakıp public dizinini panelin olduğu sayfadaki Drag and drop your project folder here to deploy new changes. yazının olduğu yere sürüklüyorum. O siteyi yükleyip CDN ağlarına benim için dağıtıyor. Tabii siteyi açıp bakıyorum, düzgünce atmış mıyım diye? Üzgünüm, her adımımı mutlaka kontrol ediyorum. Bu benim kötü bir huyum maalesef.
İyi de Ayhan Git & Netlify CLI kullansana
Git güzel öneri ama tek başımayım. Sürekli CLI ile uğraşmak insanı bezdirir. Bazen git’in sitesinde değişiklik yaparsam, PC’ye aldığım zaman baş ağrısı yapar. Hiç gereği yok, sürekli otomasyon diye kendi zamanımdan yiyemem. Zaten taş çatlasa günde 2 yazı yazıyorum. Bunun içinde saçmalıklara değmez.
Netlify CLI kâğıt üzerinde iyi ama uygulamada berbattır. Windows kullandığım için npm sistemleri çok kırılgandır. Bir de üzerine /, \ ve yetki kavgası girdiğinde, sinir olmamam mümkün değil. Yoksa neden onu kullanmayayım de mi? Bazen basit şeyleri karmaşıklaştırmaya değmez.
Bitirirken
Markdown’ı seviyorum, o Gütenberg ile hâlâ daha yazının %30’unu ancak yazmış olurdum. İş bu kadar, okuduğun için teşekkür ederim.